kralsalih

JunpmSun, 15 Jun 2008 21:03:24 +000030 . 18 . 2007

Türkiye 3-2 Çek Cum. Müthiş maç!

Kategori: Futbol, haber, hayatın içinden, spor — kralsalih @ 23:10

WordPress.com kullanıcıları bu müthiç maçı izlemediyseniz çok şey kaçırdınız. Daha maçın başlarında Koller ile öne geçen Çekler ikinci gölüde bulunca biz müthiş bir motivasyon kaybına uğradık. İkinci yarıya 2-0 mağlup girmiştik. Dakika 75′ de Arda gol perdesini açtı. Dakika 87 Hamit sağ çaprazdan ortayı kesti Peter Cheh topu elinden sektirdi ve Nihat müthiş tamamladı. İki ikiyi yakaladık. Bu golle biz motivasyonumuzu topladık Çekler ise iyice dağıldı. Dakika 89 olduğunda Arda orta sahada topu kaptı Çek futbolcuların arasından topu Nihat’ a ulaştırdı. Ofsayt yoktu. Peter Cheh ile  karşı karşıya kalan Nihat onun açılmasından yararlandı falsolu müthiş bir topu kaleye ışınlayarak golü buldu. 3-2 yenerken Kolleri yere seren Volkan Demirel kırmızı kart gördü. Değişiklik hakkımızı tamamladığımız için Tuncay kaleye geçti ve 4 dakika kalede kaldı. Top bizim kalemize yaklaşmamasına rağmen Tuncay iyi kalecilik yaptı ve Peter Fröjdfeldt maçı bitirdi. Fatih Terim ve yedek oyuncular sahaya fırladı Peter Cheh yerlere yatarken ben ve ailem evde sevinç çığlıkları atıyorduk. 

NOT: İlginç olan bir şey var, biz son 4 dk 10 kişi ve değişiklik hakkını tamamlamış olarak girdik ve kaleci Tuncay’ dı.

JunpmTue, 03 Jun 2008 20:03:00 +000030 . 18 . 2007

Dumansız odun !!!

Kategori: Buluş, Küresel ısınma, bilim, doğa, haber — kralsalih @ 23:10

Çeşitli kimyasal maddelerden ve talaştan kömür tutuşturucu olarak da kullanılabilen renkli alev çıkarabilen dumansız şömine odun üretildi.

Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Fizikokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Çoban, çeşitli kimyasal maddelerden ve talaştan kömür tutuşturucu olarak da kullanılabilen renkli alev çıkarabilen dumansız şömine odunu üretti. Çoban, petrol atığı olan kirli parafinden üretilen şömine odunlarının büyük bölümünün yurtdışından ithal edildiğini ve kilogramının 8 milyon liraya satıldığını söyledi.

 

Türkiye’de de birkaç firma tarafından şömine odunu üretildiğini belirten Çoban, şunları söyledi:

 

“Bu odunlar ithal olanlara oranla ucuz ancak, yanma süreleri kısa ve kirli parafinden yapıldıkları için yoğun bir duman veriyorlar. Benim çeşitli kimyasal maddeler ve talaş kullanarak ürettiğim şömine odunu ise kömür tutuşturucu olarak da kullanılabiliyor ve duman vermiyor. Kimyasal maddelerden ürettiğim odun, duman ve gaz çıkarmadığı için zehirlenmeye yol açmıyor. Yüzde 50 oranında talaş kullanarak ürettiğim odun ise sadece yanma bittikten sonra duman veriyor. Diğerine göre fiyatı da yüzde 50 ucuz. Bu odunların içerisine renk veren mineral maddeler katıldığında renkli alev çıkarırlar. Yaklaşık 1 hafta sonra üretime geçilecek. Üretim için çok büyük yatırım da gerektirmiyor.”

 

Çoban, kilogramı ortalama 500 bin liraya malolan şömine odununun İstanbul’da bir firma tarafından üretileceğini belirterek, “15 gramı yaklaşık 30 dakika yanan şömine odunundan dağcılar ve askerler için cep sobası da yapılacak. Bu sobalar zehirlenmeye neden olmadığı için çadır içerisinde de rahatlıkla yakılabilir” dedi.

Kelliğe çözüm için yeni umut

Kategori: Buluş, Sağlık, bilim, haber — kralsalih @ 23:10

İngiltere’de geliştirilen bir teknikle laboratuvar ortamında saç klonlanarak yetiştirilen hücreler, kelliğe çare için yeni umut oldu.

“Foliküler hücre emplantasyonu” adı verilen teknikte, geriye kalan saç hücrelerinden alınan bir miktar, laboratuvar ortamında çoğaltıldıktan sonra, saç kalmayan bölgelere enjekte ediliyor.

İngiliz araştırmacıların İtalya’daki bir konferansta açıkladıkları bu yöntemle geliştirilen hücrelerin nakledilmesinden altı ay sonra, 19 kişinin 11′inde yeniden saç çıktı.

Intercytex adlı İngiliz firması tarafından geliştirilen yöntem, halen uygulanmakta olan saç transplantasyonu yönteminin aksine, sınırsız sayıda saç hücresi elde etme olanağını sağlarken, bu alandaki ilk denemeler yöntemin güvenli ve etkili olduğunu gösterdi.

Yöntemin 5 yıl içinde kullanıma hazır hale getirilmesi planlanıyor.
 
Doktorlar, hala saçın olduğu kafanın arka tarafındaki foliküllerde bulunan dermal papilla hücrelerini, kel bölgelere yerleştirmeden önce, laboratuvarda özel olarak geliştirilen bir kimyasalın içinde bekletiyor.
 
Dermal papilla hücrelerinin, deri hücrelerinin yepyeni saç hücreleri üretmesini sağladığını ya da artık saç üretmeyen folikülleri gençleştirdiğini belirten İngiliz araştırmacılar, geliştirdikleri yöntemin devrim yaratabileceğini düşünüyor.

Mars’ ta buz benzeri varlıklar var!

Kategori: Uzay, bilim, doğa, haber, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

NASA’nın pazartesi sabaha karşı Mars’a başarıyla indirdiği Phoenix’in son gönderdiği fotoğraflar, bilim adamlarına uzay aracının Kızıl Gezegen’in yüzeyinde aradığı buzu ortaya çıkarmış olabileceğini düşündürmeye başladı.

Bilim adamları, Phoenix’in geçtiğimiz gün gönderdiği fotoğrafların ardından, uzay aracının güçlü motorlarının iniş sırasında yüzey toprağını kaldırarak, buzu ortaya çıkarmış olabileceğini belirtiyorlar.

Asıl görevi Mars toprağını robot koluyla kazarak buz halinde olduğu sanılan suyu ve olası organik maddeler ile mikroskobik yaşam koşullarını bulmak olan Phoenix’in son gönderdiği fotoğraflardan, aracın altından görüntülenen birisinde, uzay aracının üç ayağından birisinin yanında buza benzer geniş bir parça dikkati çekiyor.

Yeni fotoğraflar bilim insanlarını heyecanlandırırken, buzun yüzeye yakın olduğu ve aracın robot kolunun kolaylıkla ulaşabileceği düşünülüyor.

Mars misyonunun baş bilimcilerinden Arizona Üniversitesi’nden Peter Smith, yeni görüntülerden sonra, “Bizim için neşe dolu bir gün” diye konuştu.

JunpmSun, 01 Jun 2008 16:46:04 +000030 . 18 . 2007

Karbondioksitler yere gömülüyor

Kategori: Küresel ısınma, bilim, haber — kralsalih @ 23:10

Avustralya, sera gazı emisyonunu azaltmak için 100 bin ton karbondioksidi yeraltına “gömmeye” başladı.

Yetkililer, güney eyaleti Victoria’da yerin 2 kilometre altında doğal gaz rezervlerinin boşaltılmasıyla oluşan alanda, “jeosekestrasyon” adı verilen deneysel bir teknoloji kullanılarak 100 bin ton karbondioksit tutulacağını ve sıkıştırılacağını söyledi.

1996’dan beri Kuzey Denizi’nde, 2 yıldan beridir de Cezayir’in İn Salah doğal gaz alanlarında her yıl 1’er milyon ton karbondioksit yeraltına “gömülüyor.”

ABD de petrol rezervlerinin iyileştirilmesi için 144 yerde yerin altına karbondioksit enjekte ediyor.

Anka kuşu Mars’ a indi ve işte ilk fotoğraflar

Kategori: Havacılık, Sosyal, Uzay, bilim, haber — kralsalih @ 23:10

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Mars’a gönderdiği uzay aracı Phoenix yani Anka Kuşu, Türkiye saatiyle 02.55’te Kızıl Gezegen’in yüzeyine başarıyla indi.

Saatte yaklaşık 21 bin kilometre hızla seyreden Anka Kuşu, Kızıl Gezegen’in atmosferine girişinde hızını aniden düşererek paraşütle Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine Türkiye saatiyle 02.55’te yumuşak bir iniş yaptı.

1976’daki Viking 2 uzay aracından bu yana Mars’a ilk motorlu inişi yapan Anka Kuşu, Kızıl Gezegen’in kuzey kutbundaki Yeşil Vadi adı verilen geniş düzlüğe indi. Nefeslerin tutulduğu son 14 dakikada, Anka Kuşu’nun 26 kritik manevra için roketlerini ateşlemesi ve görevin tamamlanması için bunların her birinin başarıyla yerine getirilmesi gerekiyordu.


ALKIŞLARLA KUTLANDI
Anka Kuşu’nun Mars’ın kuzey kutup bölgesine inmeyi başarması, sürecin heyecanla izlendiği NASA üssünde büyük sevince neden oldu. Bilimadamları ve mühendisler, uzay aracının hasarsız yere inişini haber veren sinyallerin alınmasından sonra, birbirlerine sarılarak ve alkışlayarak bu büyük başarıyı kutladılar.

Proje Yöneticisi Barry Goldstein, “Rüyamda bile her şey bu kadar mükemmel olamazdı” diye konuştu. Goldstein, projenin en zor kısmının geride kaldığını, ancak hala çok önemli görevler olduğunu söyledi.

Nasa’nın Mars’ın keşfi için geçen yıl 4 Ağustos’ta dünyadan fırlattığı son uzay aracının inmesinden yaklaşık 2 saat sonra, aracın küçük kayaların arasında Mars yüzeyine basmış bacaklarından birinin görüntüsü ile ufuk çizgisinin görüntüleri Dünya’ya ulaştı. İlk görüntülerin, uzay aracının durumu ve üzerindeki bilimsel araçlar hakkında uzmanlara bilgi verdiği belirtiliyor. Aracın enerjisini sağlayacak güneş panelleri, aracın inişinin havaya savurduğu yoğun toz tabakası yatıştıktan sonra açılmak üzere programlandı.

Klavyede klozetteki kadar mikrop var!

Kategori: Sağlık, bilim, doğa, eğitim, haber, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Bilim adamları, klavyelerde bakteri üremesinin en önemli sebebinin, kullanıcıların bilgisayar başında yemek yemesi olduğunu kaydetti ve dökülen kırıntıların bakterilerin üremesine yol açtığını ifade etti.

İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, bilgisayar klavyelerinde, klozetteki kadar bakteri bulunduğunu ortaya koydu.

Bilgisayar klavyelerinde bulunan milyonlarca bakterinin kullanıcılarda ishal, kusma ve benzeri pek çok rahatsızlığa yol açabildiğine dikkat çeken bilim adamları, mikrobiyologların sonuçları “Which?” adlı dergide yayımlanan araştırmalarının, klavyelerde bulunan bakterilerin arasında koli basili ve enfeksiyonlara yol açan Staphylococcus aureus bakterilerinin de bulunduğunu gösterdiğini bildirdi.

33 ayrı klavyeyi inceleyen bilim adamları, klavyelerin üzerindeki bakterilerle klozet ve tuvaletlerin kapı kollarında bulunan bakterileri karşılaştırdı.

Bilim adamları, araştırmada kullanılan bir klavyenin kesinlikle kullanılmamasını istedi ve bu klavyede, bir klozettekinden 5 kat fazla bakteri bulunduğunu, kirliliğin, kabul edilebilir düzeyin 150 kat üstünde olduğunu belirtti.

Bilim adamları, klavyelerde bakteri üremesinin en önemli sebebinin, kullanıcıların bilgisayar başında yemek yemesi olduğunu kaydetti ve dökülen kırıntıların bakterilerin üremesine yol açtığını ifade etti. Bilim adamları, kullanıcıların kişisel temizliğe dikkat etmemesinin, el yıkamamasının da bakteriyel kirliliğe neden olduğunu bildirdi.

Anketler, her 10 kişiden birinin “asla” klavyesini temizlemediğini gösteriyor.

Bilim adamları, bakteriyel kirlilik tehlikesinin telefon ahizelerinde de bulunduğu konusunda uyardı.

Dünyanın en büyük deniz üztü köprüsü açıldı

Kategori: Sosyal, haber, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Çin’in finans ve ticaret merkezi Şanghay’ı sanayi ve liman şehri Ningbo’ya bağlayan 36 kilometre uzunluğundaki köprü 11.8 milyar yene (1.7 milyar ABD Doları) mal oldu.

Şinhua haber ajansının bildirdiğine göre, böylece iki şehir arasındaki ulaşım süresi 4 saatten iki buçuk saate indi. 32 kilometresi deniz üstünde bulunan ve Hangcou körfezini geçen köprünün yapımına Kasım 2003’te başlanmıştı.

Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi durumundaki Çin’in ekonomik büyümesinde Yangzte Nehri Deltası’nın büyük payı bulunuyor. Şanghay şehriyle Zhejiang ve Jiangsu eyaletlerini kapsayan yaklaşık 100 bin kilometrekarelik bölgede 72.4 milyon kişi yaşıyor.

Canlı Türlerinin Üçte Biri Yok oldu!!

Kategori: bilim, doğa, haber, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Doğal ortamda yaşayan hayvanların sayısı 1970’lerin başından bu yana yaklaşık üçte bir oranında azaldı.

Doğal Hayatı Koruma Vakfının, yüzlerce balık, kuş, memeli ve böcek türünün akıbetinin araştırıldığı Yaşayan Gezegen Endeksine göre, hayvan sayısı ortalama yüzde 27 oranında azaldı.

Daily Mail’in haberine göre raporda, hayvanların aşırı avlanılması, yeni tarım alanları açılması sonucu doğal yaşam ortamlarının daralması, hayvan ticareti, kirlilik ve insanoğlunun yol açtığı iklim değişiminin kurbanı olduğu bildirildi.

Amur (Mançurya) kaplanlarından şempanzelere, yeşil kaplumbağalardan kutup ayılarına kadar 1400 türü kapsayan araştırma çerçevesinde, hayvan sayılarıyla ilgili 4000 araştırma da incelendi.

Araştırma sonucunda, karada yaşayan hayvanların sayısının 1970 ile 2005 arasında dörtte bir oranında azaldığı, suda yaşayan canlıların sayısınınsa yüzde 29 oranında düştüğü saptandı.

Vakfın İngiltere şubesi kampanya başkanı Colin Butfield, “çevre meselelerinde bilincin giderek artmasına karşın gidişatın kötüye doğru olması alarm verici” dedi.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı genel müdürü James Leape de, bunun etkisinden kimsenin kaçamayacağını çünkü küresel çeşitliliğin azalmasının daha az yeni ilaç bulunması ve doğal felaketlere daha açık olmak anlamına geldiğini söyledi.

Bununla birlikte son yıllarda bazı hayvan türlerinin sayılarında artış olduğu, bunların arasında Sibirya kaplanlarıyla bazı bölgelerindeki Afrika fillerinin bulunduğu kaydedildi.

MaypmSat, 31 May 2008 19:30:08 +000031 . 18 . 2007

Atom Bombası Hakkında…

Kategori: Tarih, bilim, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10
 

 

Atom Bombası Little Boy

Atom Bombası Little Boy

Atombomba  Nagasaki 1945

Atombomba Nagasaki 1945

 

Atom bombası, patlamanın kontrolsüz çekirdek tepkimesi yoluyla sağlandığı bomba modelidir. Çekirdek tepkimesi zincirleme ve çok hızlı gerçekleştiğinden ortaya devasa bir enerji açığa çıkar ve bu da patlama ve beraberinde şok dalgası yaratır.

 

İlkesi [değiştir]

Fizyon tipi çekirdek tepkimesine dayalı atom bombalarında yüksek zenginlikte (saflıkta) Uranyum (235U) veya Plütonyum (239Pu) kullanılılır. Günümüzde üretilen bombalar daha çok plütonyum içeriklidir. Bu yüksek zenginlikte malzeme, zenginleştirme tesislerinden ya da nükleer reaktörlerden elde edilmektedir.

Zincirleme çekirdek tepkimesinin gerçekleşmesi için, ortamın kritik adı verilen seviyede ya da üstünde olması gerekmektedir. Bunun için de belli miktarda ki kütlenin belli bir hacimde olması gereklidir. Bu gereken en az kütleye kritik kütle, hacime de kritik hacim denir. Atom bombalarına kritik kütle sağlanacak miktarda malzeme konur fakat bu malzeme öyle bir dağınık yerleştirilir ki, kritik hacim şartı sağlanamaz ve bu sayede bomba beklerken ya da taşınırken tamamen güvenli bir şekilde durur.

Atom bombasında patlamanın gerçekleşmesi için nükleer malzeme dışında iki ayrı önemli bölüm daha vardır. Bunlardan biri tetiklemeyi yapacak olan fünye diyebileceğimiz parçadır. Genelde dinamit kullanılır. Bombanın patlaması için bu az miktardaki dinamit ilk olarak patlar ve patlamanın etkisi ile dağınık nükleer malzeme bir araya gelerek kritik hacme ulaşır. İkincisi ise nötron kaynağıdır. Artık kritik kütlede ve hacimde olan malzemede zincirleme çekirdek tepkimesini bu nötron kaynağından çıkan nötronlar başlatır ve bundan sonrası kontrolsüz bir biçimde devam eder ve patlama gerçekleşir. 1945 yılında Amerika Birleşik Devletleri‘nin attığı bombalar Japonya‘yı neredeyse yok etmiştir. Termonükleer bombanın bulunmasından sonra atom bombası taktik silahı olmuştur. Nükleer silahların üretimine başlanmasına neden olmuştur. İlk olarak Nazi Almanya’sına atılacaktı. Ama savaşta Almanya yenilince Japonya’ya atıldı.

Tarihi [değiştir]

  • - ilk gizli deney süreçleri :

ilk deneyler kamuoyunda gizli bir şekilde yapılmıştır. deneylerin yapıldığı bölgeye yakın yerlerdeki kasabalarda daha sonraki yıllarda engelli doğum oranları aşırı bir şekilde artmıştır. dahası deneylerde yer alan askerlerin ilerde kanser oldukları konusunda bilimsel bir çok tıbbi bilgi uzun seneler kamuoyundan saklanmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Manhattan Projesi adıyla, ilk çalışmalar başladı. 1942 yılında ABD’nin New Mexico eyaletindeki Los Alamos bölgesinde gizlice bir grup ünlü bilimadamı toplandı. Robert J. Oppenheimer öncülüğünde 3 yıl çalıştıktan sonra ilk bombayı yapmayı başardılar. Aynı esnada Tennessee eyaletinin Oak Ridge kasabasında gizli bir üs daha kuruldu. Burada da patlayacak zengin malzemenin üretimi çalışmaları başladı.

İlk atom bombasının denemesi 16 Temmuz 1945 günü Meksika sınırına yakın Alamogordo çölünde gerçekleştirildi. “Trinity” kod adlı bu denemede patlamanın şiddeti inanılmazdı. Hesaplanan patlama 16 bin ton dinamitin patlamasına eşdeğerdi ve o güne kadarki bombalardan çok daha şiddetliydi. Bu başarının üzerine atom bombasının Japonya’nın iki önemli şehrinde kullanılması kararlaştırıldı.

 

Hiroşima

Hiroşima

6 Ağustos 1945 sabahı ilk atom bombası Enola Gay isimli bir bombardıman uçağı ile Hiroşima’ya atıldı. 3 gün sonra, 9 Ağustos 1945 günü ise ikinci atom bombası, Bockscar isimli uçaktan Nagasaki‘ye atıldı. Bu iki bomba, patlama, ısı, radyasyon gibi etkileri ile, 100 bin üzerinde insanı öldürdü. Amerika bombalamaya devam edeceğini açıklayınca, 15 Ağustos’ta Japonya teslim oldu.

Bu tarihten sonra çeşitli ülkeler de atom bombası yapmaya başladılar.

Bu lazer güneşten sıcak!

Kategori: Buluş, Fizik, haber — kralsalih @ 23:10

Lazer füzyonunun laboratuvar denemelerinde, lazer ışının üzerine düştüğü materyalin sıcaklığını 10 milyon santigrat dereceye ulaştırıldı. Bu, Güneş’in sıcaklığının yaklaşık 10 katına eşdeğer.

İngiltere’nin Oxfordshire kentindeki Rutherford Appleton Laboratuvarı’nda geliştirilen dünyanın en güçlü lazerinin deneylerinde, Dünya’da üretilen tüm elektrik enerjisinin 100 katına eşdeğer güçteki lazer ışını, üzerine düştüğü materyali Güneş’ten daha sıcak hale getirdi.

Araştırmalarını New Journal of Physics dergisinde yayınlayan bilim insanları, bir saniyede parçalanma için gerekli koşulları yaratabildiklerini belirterek, deneylerin gelecekte nükleer füzyon reaktörü yapmayı sağlayacak konseptin ipuçlarını verdiğini kaydettiler.

İngiliz araştırmacılar, deniz suyunda bulunan hidrojenin iki ağır biçimi “deuterium ve tritiyum”u yakıt olarak kullandıkları nükleer füzyonu Dünya’nın giderek artan enerji ihtiyacına çare olarak görüyorlar.

Şişe sularına dikkat edin !!

Kategori: bilim, haber, hayatın içinden — kralsalih @ 23:10

Şişe suyu, çevre için pahalı bir bedel haline geldi…

Dünyada tüketimi giderek artan ve 1999′a oranla 2004′te ikiye katlanarak 154 milyar litreye ulaşan şişe suyu, çevre için pahalı bir bedel haline gelmeye başladı.

Amerikan Earth Policy Institute’ün araştırmasına göre, sanayileşmiş ülkelerde çoğunlukla musluk suyundan daha sağlıklı olmayan kaynak suyu, şişelemek için harcanan enerji, dağıtım ve ambalajının yeniden kazanımı için yapılan işlem göz önüne alındığında, musluk suyundan 10 bin kat pahalı hale geliyor.

ABD’DE BENZİNDEN PAHALI
Şişe suyunun litresinin 2,5 dolarlık fiyatıyla benzinden daha pahalı olduğu belirlenen araştırmada, ABD’lilerin 2004′te 26 milyar litre ve kişi başına günde 25 cl ile en çok şişe suyu tüketenler olduğu ortaya çıktı. ABD’lileri 18 milyar litreyle Meksikalılar, 12′şer milyar litreyle de Çinliler ve Brezilyalılar izledi.

Kişi başına tüketimdeyse İtalyanlar 184 litreyle birinci sırada gelirken, 169 litreyle Meksikalılar, 164 litreyle Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşları, 145′er litreyle Belçikalılar ve Fransızlar bunu takip etti. Şişe suyuna talep, gelişmekte olan ülkelerde de arttı. Talep, 1999 ile 2004 arasında özellikle Hindistan’da 3 kat ve Çin’de de 2 kat arttı.

ŞİŞELEME İÇİN PETROL KULLANILIYOR
Suyu şişelemekte kullanılan ve ham petrolden üretilen polietilen tereftalat (pet) maddesi için, sadece ABD yılda 1,5 milyon varil ham petrol harcarken, bu miktar 100 bin otomobilin bir yıllık yakıt harcamasına denk geliyor. Tüm dünyada pet şişe üretimi için kullanılan plastik, 2,7 milyon tonu buluyor.

ATIK SORUNU
Bununla birlikte ortaya atık sorunu da çıkıyor. Yeniden kazanım konusunda incelemeler yapan Container Recycling Institute’ün verilerine göre, ABD’de kullanılan pet su şişelerinin yüzde 86’sı yeniden kazanılmadan çöpe gidiyor. Pet şişelerin doğada tamamen yok olması için bin yıla yakın bir süre gerekiyor

İÇME SUYU ŞEBEKESİNİ DE ETKİLİYOR
Büyük ölçekli şişe suyu üretimi, zaman zaman içme suyu şebekesininde azalmasına ve Hindistan’da Coca Cola fabrikasının Dasani suyunu üretimi sırasında 50 köyün susuz kalması gibi durumlara da neden olabiliyor.

MaypmFri, 30 May 2008 18:10:00 +000031 . 18 . 2007

Küresel ısınmaya dikkat çekmek için…

Kategori: doğa, ilginç olan(lar), sanat — kralsalih @ 23:10

 

İşte resim diye buna derim. Arka planı yeşil olan bu resmi küresel ısınmaya dikkat etmek ve bu konuya dikkatleri çekmek için kırmızıya boyanmış. Kızıl arkaplan gerçekten ürkütücü… 

 

Artık Pes Yine Japon(lar) Yapıyor ..!!

Kategori: bilim, doğa, haber, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Asırlardır kiraz yetiştiriciliğinde önemli bir yeri olan Japonlar, bu konudaki hünerlerini uzayda da göstermeye hazırlanıyor.

Japonya Havacılık ve Uzay Araştırmaları Merkezi (JAXA), dünya yörüngesinde inşaatı devam eden uluslararası uzay istasyonundaki bir laboratuarda kiraz yetiştirileceğini açıkladı.

55 özel şirketten oluşan Tokyo merkezli bir konsorsiyum, 6 ay boyunca uzayda kalacak tohumların, sıfır yer çekiminde nasıl büyüyeceğine yönelik araştırma sürdürecek.

Proje kapsamında, 10 kiraz ağacından alınan tohumların yanı sıra zambak ve menekşe çiçekleri ve Japonya’yı temsil eden bitkiler de uzaya götürülecek. Bu bitkilerden birisi olan antik Takizakura’yı, ülkenin kuzeyindeki Miharu’da 3 haftada 300 bin kişi ziyaret etti.

Kiraz tohumlarının önümüzdeki Ekim ayında uzaya gönderileceği, 2009′un ilk aylarında dünyaya döneceği belirtildi.

Tazmanya Kaplanı Yeniden Doğuyor!

Kategori: doğa, haber, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Avustralyalı ve Amerikalı bilim adamları ilk kez soyu tükenmiş bir tür olan Tazmanya kaplanının (thylacine) DNA’sını, yaşayan bir organizma olan fare embriyosunda kullandı.

Melbourne Üniversitesi ve Texas Üniversitesinden bilim adamları, Tazmanya kaplanının DNA’sının canlı bir organizmada harekete geçmesi için yapılan çalışmada, bir müzede etanol içinde saklanan 100 yaşındaki Tazmanya kaplanından alınan Col2A1 geninin bir kıkırdağın içinde üretilen fare embriyosuna enjekte edildiğini belirtti.

Uluslararası bilim dergisi PLoS ONE’da yayımlanan araştırmaya katılan Melbourne Üniversitesinden Andrew Pask, Col2A1 geninin büyüyen kıkırdakta ve faredeki kemik gelişiminde benzer bir işlev gördüğünü belirterek, genin kıkırdak dokusunda ürediği, bunun, DNA parçasının Tazmanya kaplanının iskeletinin oluşmasında gerçekten önemli olduğunu gösterdiğini söyledi.

Pask, nesli tükenen bir türden alınan DNA’nın kullanımının, yeni biyo-ilaçların geliştirilmesi ümidini artırdığını, bazı genlerin kıkırdak yenilenmesine yardımcı olabileceğini ifade ederek, soy tükenme oranlarının alarm seviyesinde olduğu bir zamanda yaptıkları bu keşfin önemli olduğunu kaydetti.

Tazmanya kaplanının sonuncusu, 1936 yılında Hobart hayvanat bahçesinde ölmüştü.

11 kg’ lik dev mantar!!!

Kategori: doğa, haber, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dereçine beldesinde hayvanlarını otlatmak için Sultandağları’na giden Kadir Ceyhan, yaklaşık 11 kilogram ağırlığında mantar buldu.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Sultandağları’nda hayvanlarını otlattıktan sonra beldeye dönen Ceyhan’ın elindeki dev mantar, belde sakinlerini şaşırttı. Burada tartılan mantarın 10 kilo 662 gram olduğu belirlendi.

Vatandaşlar, Ceyhan’dan mantarı parçalayarak satmasını istedi. Ceyhan ise mantarı saklayacağını gerekirse incelenmesi için ziraat fakültelerine verebileceğini söyledi.

JunpmThu, 14 Jun 2007 18:39:49 +000030 . 18 . 2007

Baca Dumanı Tarihe Karışıyor!

Kategori: Buluş, doğa, haber, hayatın içinden — kralsalih @ 23:10

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) görev yapan bir Türk tarafından bulunan dumansız kazanla birlikte ısı kayıpları en alt düzeye indiriliyor, baca dumanı tarihe karışıyor.Türkiye doğalgaz konusunda giderek dışa bağımlı bir hale geliyor. ODTÜ’lü bir akademisyen tarafından bulunan dumansız kazan, katı yakıtı özel bir mekanizma ile iki aşamada yakarak duman oluşumunu önlüyor.
 
Kazan, ısı kayıplarını en alt düzeye indirerek, katı yakıtta ulaşılabilecek maksimum yanma verimini sağlıyor.

15 yıllık araştırma sonucunda mühendis Ali Nizami Özcan tarafından bulunan dumansız kazanda, fuel oil, doğalgaz ve katı yakıt aynı anda yakılabiliyor.
 
Ankara Büyükşehir Belediyesi kuruluşu Belko ve Ego tarafından yapılan ölçümlere göre enerjide dışa bağımlı olan Türkiye için dumansız kazan, mevcut kazanlara göre yüzde 33 oranında yakıt tasarrufu sağlıyor.
 
Sanayiciler, dumansız kazanın maliyet bakımından kendilerine yarar sağladığı görüşünde birleşiyor.
 
Deri Sanayicisi Mehmet Özdemir dumansız kazana ilişkin olarak, “Çok daha az maliyetli bizim için” diyor. 
 
Başka bir sanayici Hakkı Duran da, “Tasarrufu desteklediği kesin” sözleriyle dumansız kazanın yararlı olacağına inandığını belirtiyor. 
 
Ulusal ekonomiye katkısı ve tam bir çevre dostu olması özelliğiyle dumansız kazan, önümüzdeki günlerde daha çok konuşulacak gibi görünüyor.

MayamFri, 25 May 2007 08:08:46 +000031 . 18 . 2007

Yeni 7 Harika

Kategori: Sosyal, Tarih, haber, hayatın içinden — kralsalih @ 23:10

Dünyanın antik dönemde belirlenmiş 7 harikasına alternatif arayan Kanadalı bir tarihçinin başlattığı kampanya Temmuz’da sona eriyor. 21 harika adayı arasında Türkiye’den Ayasofya Müzesi de var.

Milattan önce 2. yüzyılda belirlenen dünyanın 7 harikasından bugün sadece Mısır’daki Keops Piramiti ayakta. ‘Aradan geçen 2 bin 200 yılda insanlık yeni harikalar da yarattı’ diyen bazı tarihçiler ise listenin artık halk oyuyla yenilenmesinden yana. Bu amaçla 21 aday arasından seçim yapmak isteyenlerin oy verebileceği internet sitesinin adresi ise “www.yeni7harika.com”.

Dünyanın 7 harikası arasına girebilmek için yarışan 21 aday arasında 1500 yıllık tarihe sahip Ayasofya Müzesi de bulunuyor. Dünya mimarisinin başyapıtları arasında sayılan Ayasofya Müzesi’nin 7 harikadan biri olması ise alacağı oylara bağlı.

Müze başkanı Prof. Dr. Haluk Dursun, seçilsin ya da seçilmesin Ayasofya’nın halihazırda UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde yer alan olağanüstü bir eser olduğunu söylüyor. Dursun, “Mimari özelliklerini dışında Ayasofya hem Bizans Ortodoks kültürü hem Doğu Roma kültürü hem de fetihten sonra Osmanlı İslam kültürünün yine en kutsal mekanı olma özelliğini taşıyor. Yani iki dini burda bir arada yaşama ve özellikle fetihten sonra da yine Bizans Ortodoks kültürünün Doğu toleransı içerisinde yaşamasının bir sembolü” yorumunu yapıyor.

Ayasofya Müzesi’nin ziyaretçileri de Ayasofya’yı dünyanın en harika eserleri arasında sayıyor.

Dünyanın yeni 7 harikasını belirlemek için düzenlenen oylama 7 Temmuz’da sona erecek.

5000 yıllık altın göz

Kategori: Sosyal, Tarih, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Arkeologlar İran’da 5 bin yıllık bir altın yapay göz buldu. Kahin ya da rahibe olduğu olduğu sanılan kadının gözünü oyarak takma gözü yerleştirdiği sanılıyor.

O dönemde yaşayan insanların bu yapay göz sayesinde gizli güçlere sahip olduğuna ve geleceği görebildiğine inanılıyordu.Yaklaşık 30 yaşlarındaki kadının mezarında süslü bir bronz ayna da bulundu.

Afganistan sınırında 5 bin yıllık keşfi yapan İtalyan ve İranlı arkeolog grubunun lideri Lorenzo Costantini, gözün kadına gizemli güçleri olduğu izlenimini verdiği için takıldığını söyledi.

AprpmFri, 20 Apr 2007 21:02:50 +000030 . 18 . 2007

Mavi Balinalar’ ın en ilginç yönleri…

Kategori: Sosyal, bilim, doğa, hayatın içinden, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

 Bluewhale877.jpg

140 tonu geçebilen ağırlığı ile mavi balinanın gelmiş geçmiş en büyük hayvan olduğuna inanılmaktadır. Dinozorlar çağında yaşadığı bilinen en büyük canlı Argentinosaurus‘dur ve Mesozoik devirde yaşamış olan bu canlının ağırlığının bile ancak 90 tona ulaşabildiği tahmin edilmektedir.

Bugüne kadar en büyük mavi balinanın bulunup bulunmadığına ilişkin bir belirsizlik vardır. Bu konudaki çoğu veri 20. yüzyılın ilk yarısında Atlantik Okyanusu’nda öldürülmüş olan mavi balinalara aittir ve standart zoolojik ölçüm yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmayan balina avcılarınca kaydedilmiştir.

Ağırlık ve boy :

Mavi balinaların ağırlığının ölçülmesi, dev boyutları göz önünde bulundurulduğunda, oldukça güç bir iştir. Balina avcılarının öldürdüğü çoğu mavi balina bir bütün olarak değil, tartılabilir parçalara ayrıldıktan sonra ölçülmüştür ki, parçalama işlemi sırasında kaybolan kan ve diğer sıvıların ağırlığı dikkate alındığında, elde edilen sonuçların toplam ağırlık hakkında olması gerekenden düşük tahminlere yol açmış olması kaçınılmazdır. Buna karşın, 27 m’ye kadar uzunluğu olan mavi balinalar hakkında 150-170 tonluk ölçümlere ait kayıtlar vardır. Yine bu dönemlerden gelen veriler söz konusu olduğunda, kayıtlara geçmiş en uzun bireyler 33.6 ve 33.3 m boyundaki iki dişidir ama bu verilere şüpheyle yaklaşılmaktadır.

Amerikan Ulusal Deniz Memelileri Laboratuvarı (UDML) bilimcileri 30 m’lik bir bireyin 180 tondan fazla olacağına inanmaktadır. UDML’nin bugüne kadar yapabildiği en kesin ağırlık ölçümü 177 tondur ve bir dişi mavi balinaya aittir. Aynı laboratuvarın bugüne dek ölçebildiği en uzun mavi balina ise 29.9 m’dir. Bu uzunluk, yakşalık olarak, bir Boeing 737 yolcu uçağının ya da arka arkaya duran üç belediye otobüsünün uzunluğuna eşittir.

Tüm alt türler dahil edilerek konuşulacak olursa, mavi balinaların uzunluk ortalamasının yaklaşık 25 m ve ağırlık ortalamasının da yaklaşık 115 ton olduğu söylenebilir. 29 m’ye ulaşabilen boyuyla Antarktik B. musculus intermedia en büyük, en fazla 24 m’ye ulaşabilen B. musculus brevicauda ise en küçük alt türdür. Kuzey yarı kürenin hakim alt türü olan B. musculus musculus ise ortalama 25 m’ye ulaşır. Diğer balina çubuğu balinalarında olduğu gibi, mavi balinalarda da aynı yaştaki bireylerden dişi olanlar daha büyüktür.

Diğer ölçüm ve karşılaştırmalar :

  • Bir mavi balinanın kafası o kadar geniştir ki, dili üzerinde 50 insan ayakta durabilir.
  • 150 tonluk bir mavi balinanın 450 kg’lık kalbinin büyüklüğü küçük bir araba, örneğin bir Volkswagen Beetle kadardır ve toplamda yaklaşık 6500 litre olan kan hacmini dolaştırır. Hayvanın aort gibi büyük bir atardamarının içinde bir insan bebeği emekleyebilir.
  • Akciğer kapasitesi 5,000 litredir.

AprpmThu, 19 Apr 2007 16:12:25 +000030 . 18 . 2007

Maddenin Özellikleri

Kategori: bilim, kimya — kralsalih @ 23:10

MADDE

Madde: Evrende yer kaplayan, hacmi, kütlesi ve eylemsizliği olan her şey madde olarak tanımlanır. Daha iyi bir tanım yapılması gerekirse, madde bir algı yada algılar bütünün sonucu olarak beyinde oluşan elektrik sinyallerinin yorumlanmasıdır. Madde doğada gaz, sıvı yada katı halde bulanabilir.

Maddenin Genel Özellikleri:

Maddeden maddeye farklılık göstermeyen sadece madde miktarı ile değişen özelliklere maddenin genel özellikleri denir. 

Kütle: Cismin barındırdığı madde miktarı olarak tanımlanabilir. Eşit kollu terazi ile ölçülür. Bu ölçümde kilogram adı verilen bir birim  referans olarak kullanılır. Ölçmede esas olan karşılaştırma olduğu için herhangi bir cismin kütle değeri evrenin her yerinde sabittir.

1887 yılında referans bir kilogram olarak kabul edilen Platin-İridyum karmışımı silindir. Fransanın Serves Kentinde Uluslararası  Ağırlık ve Ölçümler Bürosunda korunmaktadır. 3,9 cm boyunda ve 3,9 cm çapında ki bu silindirin, platin-iridyum alaşımından yapılmasının nedeni bu alaşımın çok kararlı olmasıdır. Bu kararlılığı sayesinde yıllarca hiçbir kayba uğramadan saklanabilir.

Ağırlık: Cisme uygulanan yerçekimi kuvvetine ağırlık denir, birimi Newton dur. Ağırlık yerçekimine bağlı olduğu için kütle değişmezken  ağırlık ölçüldüğü bölgenin yer çekimi ivmesine bağlı olarak değişir.

Hacim: Cismin evrende kapladığı yere hacim denir. Her hangi bir cisim için hacim ortamın sıcaklığına ve basınca göre değişebilir.

Eylemsizlik: Maddenin durumunu koruma eğilimine eylemsizlik adı verilir. Örneğin duran bir cisim herhangi bir kuvvet etkisinde kalmadığı sürece hareket etmez. Hareket eden bir cisim de herhangi bir kuvvet altında kalmadığı sürece durmaz.

Maddenin Ayırt Adici Özellikleri:

Her madde için sabit bir değeri olan ve maddelerin birbirinden ayırt edilebilmesini sağlayan özelliklere maddenin ayırt edici özellikleri denir.

James Bond Fizikten Sınıfta Kaldı !?

Kategori: Fizik, bilim, haber, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

James Bond filmlerindeki aksiyon sahneleri gerçek hayatta yapılsa ne olur? Deneysel fizik profesörü Metin Tolan’a göre sonuç bir facia.

Dortmund Üniversitesi Dekanı deneysel fizik profesörü Metin Tolan’ın ‘popüler kültür’le zenginleştirdiği dersleri, Alman gençlere fiziği sevdirdi. Babası Türk, annesi Alman olan, 41 yaşındaki Prof. Tolan, futboldan sonra 007 James Bond filmlerindeki aksiyon sahnelerinin ‘fizik’sel açıdan gerçekle ne kadar bağdaştığını araştırdı. Alman Der Spiegel dergisine araştırmasının sonunda elde ettiği bazı ilginç sonuçları aktaran Prof. Tolan, Bond filmlerindeki birçok aksiyon sahnesi için ‘Bunları taklit eden ölebilir’ dedi.

‘Halat sahnesinde kolu kopardı’

Prof. Tolan’a göre “The World Is Not Enough” adlı filmde James Bond’u canlandıran Pierce Brosnan’ın saatinden çıkan bir mini halatla kendisini tehlikeden kurtarması fizik kurallarına aykırı. (Kuvvet = Kütle x İvme) formülüne göre Bond’un 400 kilogramlık bir yükü taşımak zorunda kalacağına dikkat çeken Prof. Tolan, “Bu durumda Bond’un kolu kopardı” dedi.”Golden Eye” filminde Bond’un pilotsuz bir uçaktan bir diğerine atlayıp dağa çakılmak üzereyken kurtulması ise fiziken mümkün. Ancak Prof. Tolan, bunun için Bond’un havanın direncini minimuma düşürebilecek özel bir giysi giymesi gerektiğini ve uçağın düşüş hızını da saatte 2 km hatayla doğru ölçebilmesi gerektiğini hatırlattı.

Son James Bond Daniel Craig’le de dalga geçen Prof. Tolan, Craig’in 5 metre yükseklikten atladıktan sonra iki ayağının üstünde durabilmesini ise fizik kuralları açısından şöyle değerlendirdi: Bunun için bir dize 5 torba çimento atılması gerekirdi. O zaman da diz kapakları bu atlayışı kaldıramazdı.

Pi sayısının 100000. basamağına dek yazan adam –>

Kategori: Matematik, bilim, haber, ilginç olan(lar) — kralsalih @ 23:10

Japon Akira Haraguçi, pi sayısını virgülden sonraki 100.000’inci basamağına kadar ezberleyerek, kendisine ait rekoru kırdı.Akira Haraguçi, Tokyo’da kalabalık bir izleyici ve basın ordusunun gözleri önünde, 16 saatten uzun süren rekor denemesinde pi sayısının 100.000’inci basamağına kadar hatasız saydı. Haraguçi böylece, virgülden sonraki 83.431’inci basamak olan eski rekorunu kırmış oldu.

Pi

Rekor denemesi sırasında Haraguçi, sadece iki saatte bir 10 dakika mola verdi. Çemberin çevresiyle çapı arasındaki oranı gösteren pi sayısının ilk 65 basamağa kadar ondalık açılımı şöyle:

3,141592653589793 2384626433832795028841971693993751058209 749445923.

Daha önceki rekola ilgili haber;
Pi’nin 83 bin 431 basamağı ezbere

Pi’nin 100.000 basamağını ezberleyince ne oluyor merak ettim. Buna ayıracağı zamanı, matematik dünyası için daha faydalı hizmetlerde harcayabilirdi. Sağlık olsun :)

NASA Einstein’ i doğruladı!:.

Kategori: bilim, haber — kralsalih @ 23:10

NASA’nın yer çekimi uydusu “Gravity Probe B”‘nin gönderdiği veriler, ünlü fizikçi Albert Einstein’ın izafiyet (görelilik) kuramını doğruladı.Bilim adamları, Einstein’ın görelilik kuramının iki etkisini ölçmek üzere aşırı hassas dört jiroskop kullanan Gravity Probe B’nin gönderdiği verilerin Einstein’ın iki kilit kuramından ilkini doğruladığını, diğerinin doğruluğunun anlaşılması için de 8 aylık bir çalışma gerektiğini belirttiler.

Florida’daki Jacksonville’de düzenlenen fizik konferansında araştırmanın ayrıntılarını açıklayan bilim adamları, Einstein’ın ünlü görelilik kuramının, “lastik bir örtü üzerine ağır bir bovling topu yerleştirilmesi örneğiyle anlatılan” jeodezik (yersel) etkinin doğruluğunun bu verilerle kanıtlandığını kaydettiler.

Einstein kuramına göre, “çerçeve sürükleme” tanımıyla da tabir edilen bu örneklemede, Dünya gibi dev bir cismin kendi çevresinde uzayın ve zamanın şeklini değiştirdiğini anlatmak için, bovling topunun en alt bölüme kadar oturarak, kendi çevresi boyunca lastik örtünün şeklini bozması örneği veriliyordu.

Jeodezik etkiyi anlatmak için verilen bu örnekte, bovling topu dönmeye başladığında, lastik örtüyü etrafına doğru çekmeye başlaması gibi Dünya’nın da yerel uzayı ve etrafındaki zamanı, döndükçe çok hafif de olsa sürüklediği savunuluyordu.

Bir yıllık bir süreçte jiroskopun dönme açısında ancak bir dakika kadar bir değişikliğe neden olabilecek bu etkiyle ilgili olarak, araştırmanın başında yer alan ABD’nin Stanford Üniversitesi’nden Profesör Francis Everitt, yer çekimi uydusunun jiroskoplarından elde edilen verilerin, Einstein’ın görelilik kuramının jeodezi etkisini teyit ettiğini belirtti.

Stanford öğretim üyeleri, çerçeve sürükleme olarak adlandırılan etkiyle ilgili olarak araştırmalarını bu veriler üzerinde sürdürüyorlar. Bununla ilgili sonuçların 8 ay sürecek araştırmanın ardından bu yıl sonunda elde edilmesi bekleniyor.

Gravity Probe B yer çekimi uydusu 20 Nisan 2004’de California’dan fırlatılmıştı.

ApramSat, 14 Apr 2007 08:26:21 +000030 . 18 . 2007

İlginç Bilgiler

Kategori: ilginç olan(lar), komik kategori — kralsalih @ 23:10

-Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu

-Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını

-Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yiyeceğini (Mmmmh!! :)

-İdrarın zifiri karanlıkta parladığını

-Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini

-Hapşırmayı engellemeye calışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini

-Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini

-Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını

-Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını

-Farelerin ve atların kusamadıklarını

-1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını

-Çakmağın kibritten önce bulunduğunu

-Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu

-Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını

- Bir kilogram ağırlığındaki bir cismin okyanusun en derin noktası olan Mariana Çukuru’na ulaşması tam bir saat alıyor.

- İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’liler, yarasaları bomba ikmali için kullanmayı denemişler.

- Tavuğun ne renk yumurtlayacağını kulak memelerinin rengine bakarak anlamak mümkün. Eğer kulak memeleri beyazsa yumurtası beyaz, kırmızıysa yumurtası kahverengi oluyor.

- 10′uncu yüzyılda İran’ın veziriazamı olan Abdul Kasım İsmail, kitaplarına çok düşkün bir adammış. Bu sıradan bir düşkünlük değil. 117000 cilt kitaptan oluşan kütüphanesini nereye giderse yanında götürüyormuş.Bu iş için develeri kullanıyormuş. Özel eğitimli 400 deve, alfabetik olarak sıralanarak vezirin kitaplarını taşıyorlarmış.

AprpmThu, 12 Apr 2007 20:18:26 +000030 . 18 . 2007

Parayı Kim İcat Etti?

Kategori: Tarih, bilim, eğitim — kralsalih @ 23:10

idyalılar zamanında icat edilen para, ister madeni İster banknot olsun, İnsan hayatına damgasını vuran en önemli sembollerden biri.

Para kağıt icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetlii metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanıldı. Tarihteki ilk madeni para basımı I.Ö. VII. yy’ da Anadolu’ da Lidyalılar tarafından gerçekleştirildi. Dünyanın ilk büyük darphanesi Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane’ de kuruldu. M.Ö. 118 yılında deri para kullanan Çinliler, İv 806 yılında da ilk kağıt icat parayı yaptılar Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17. yy sonlarına rastlıyor. İlk kağıt icat para’nın 1690′ lı yıllarda ABD ve İngiltere hükümetleri tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı biliniyor. Osmanlı İmparatorluğunda ilk i kağıt paralar idari, sosyal ve yasal reformların gündeme geldiği Tanzimat Döneminde tedavüle çıkarıldı. İlk Osmanlı Banknotları Abdülmecit tarafından 1840 yılında “Kaime-i Nakdıye-i Mutebere” adıyla, bugünkü dille “Para Yerine Geçen Kağıt”, bir anlamda para olmaktan çok faiz getirili borç senedi veya hazine bonosu niteliğinde düzenlendi. Matbaada basılmayan ve elle yapılan bu paraların her birine resmi mühür vurulurdu Osmanlı Yönetimi, 1842 yılından itibaren de matbaada para basmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında da 1915 yılından itibaren altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek dört yıl boyunca , yedi tertipte toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkarttı Bu banknotlar “evrak-ı nakdiye” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ ne intikal etti ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kağıt para bastırılma-dığından 1927 yılının sonuna kadar tedavülde kaldı.
 

ApramWed, 11 Apr 2007 08:10:38 +000030 . 18 . 2007

İşte “O” an (lar)

Kategori: hayatın içinden — kralsalih @ 23:10

 

Dur İhratı

  İç savaşın yaşandığı Haiti’den bir fotoğraf. Devlet Başkanı Aristide ülkeden uzaklaştırıldı ama kargaşa bir türlü son bulmadı. Başkent Porto Prince’teki kontrol noktasından aracıyla geçerken ”dur” ihtarına uymayan bir görevli, Amerikan denizcileri tarafından vurulmuş. Yakınları da yasını tutmaya olay yerinde başlamış…

Gurur ve mutluluk

Namibya’nın kuzeybatısındaki Himbalar’dan bir ailenin ‘o’ anı. Bir anne ve babanın yanlarındaki çocuklarından ve gerideki sürülerinden ötürü yaşadıkları mutluluk ve gururun fotoğrafı. National Geographic Türkiye’nin Ocak sayısında.Himbalar’ı daha yakından tanıyabilirsiniz…

 

Yıkım

Filistin’de Refah Mülteci Kampı’nda çekilen bir fotoğraf. ‘O’ anda en büyüğünden en küçüğüne kadar herkesin yüzünde mutsuzluk ve endişe duygusu okunuyor. Yatakta yatan engelli Sami ve ailesinin geri kalanı, İsrail askerleri evlerini yıktığından bu yana bu tek göz odada yaşıyor. Ancak İsrail askerlerinin bu odayı da yıkmasından endişe ediyorlar. ‘O’ anda o odada bulunan kimse için hayat yolunda gitmiyor.

 

 

İnsan vücudunun esrarı

Pekin Doğal Tarih Müzesi’ndeki sergide çekilen bir ‘o’ an… Çinli çocuğun dikkatlice hatta biraz da anlamaya çalışarak baktığı da başka gezegenlerden geldiği sanılan bir canlı figürü değil… O da onun gibi bir insan… ”İnsan vücudunun esrarı” adlı bu sergi için koruma altına alınmış gerçek bir insanın cesedi bu ve onun gibi altı tane daha var. Bir fabrikada özel bir teknikle cesetler bu halde korunuyor

 

AprpmTue, 10 Apr 2007 16:37:16 +000030 . 18 . 2007

Galatasaray Futbol Kulübü

Kategori: spor — kralsalih @ 23:10

Galatasaray 1905 yılının sonbaharında; Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından bir futbol kulübü olarak kurulur, ancak daha öncesinde de Galatasaray Lisesi’nde diğer sporlar da yapılmaktaydı.

II. Beyazıt tarafından 1482‘de kurulan mektep; adını kurulduğu bölgeden almaktadır. Ancak Hürrem Sultan tarafından Kanuni Sultan Süleyman öldükten sonra kapattırılan okul; Lale Devri öncesinde tekrar açılmış ve sonrasında tekrar kapattırılmış; en son da Osmanlı İmparatorluğu‘nda Sultan Abdülaziz döneminde 1 Eylül 1868‘de tekrar açılmıştır. Bu dönemde; Beden Eğitimi dersi cimnastikçi “Monsieur Curel” tarafından modern aletlerle verilmektedir. 1870 yılında Kâğıthane‘de bir idman Bayramı düzenlenir ve başarılı sporcular çeşitli madalyalar kazanır ve öğrencilere kuzulu pilav verilir. Gelecekte de bu gelenek yerini; Galatasaray Pilavı‘na bırakacaktır.

Monsieur Curel’den sonra; Monsieur Moiroux, Signor Martinetti, Stangali de cimnastik, atletizm, yüzme, kürek vb. sporları da ilk defa başlatmış olurlar. Faik Üstünidman önderliğinde; izcilik, tenis ve hokey gibi sporları da öğrenen öğrenciler; tekrar Üstünidman’ın desteklemesi ile futbol ile tanışır. Ancak; bu dönemde futbolun kurallarını tanımazlar ve oynadıkları spora tam anlamıyla futbol denilemez.

1901‘de İstanbul’da yaşyaan James Lafontaine ve Horace Armitage isimli iki İngiliz; yabancılardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü‘nü kurarlar; ancak anlaşmazlıklar sonrasında da 1903‘de Moda Kulubü‘nü kurarlar. Strugglers, Elpis ve Imogen‘in de birleşimiyle; İstanbul Futbol Birliği‘nin kurulması ardından; bugün Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı‘nın bulunduğu yerde “Union Club-İttihat Spor” sahası olarak karşılaşmalara başlamışlardır.

Bu dönemde futbol yabancılar tarafından İstanbul’da oynanmaktadır; ve bu konuda Galatasaray Lisesi öğrencileri bir girişimde bulunur. 1 Ekim 1905 tarihinde; Mehmet Ata Bey‘in dersi sırasında arkadaşlarıyla konuşan Ali Sami Yen; bir futbol kulübü kurmaya karar verir. Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver ve Kamil Bey‘in de ortaklığıyla; Cevdet Kalpakçıoğlu asbaşkanlığında kulüp kurulur. Bu dönemde oyunculardan her hafta birer kuruş toplanılır, başkan Ali Sami Yen’de futbol topuyla ilgelinirdi. Domuz yağı ile temizlenen futbol topu hasar görünce; Ali Sami Yen ayakkabasının bir parçasını keserek bu parçayı yama yapmıştır. Cevdet Kalpakçıoğlu da formaları yıkardı. Kulübün ilk ismi; Gloria ya da Audace koyulması istemiştir; ancak takımın oynadığı ilk maçında Rum rakibi 2-0 yenerken seyircilerin onlara “Galata Sarayı efendileri” diye söz etmesiyle bu isim doğmuştur.

Ali Sami Yen tarafından söylenen bir söz; Galatasaray Spor Kulübü’nün kuruluş ve varoluş amacını belirleyecektir:

Maksadımız İngilizler gibi toplu bir hâlde oynamak, bir renge ve bir isme mâlik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek.

AprpmFri, 06 Apr 2007 20:44:56 +000030 . 18 . 2007

Dünyanın en büyük elması

Kategori: bilim — kralsalih @ 23:10

  Topkapı Müzesi’ndeki ünlü “Kaşıkçı Elması” adını nasıl almış? Bu elmas Osmanlı Hazinesi’ne nasıl girmiş? Elmas kaç karattır? Dünyanın tanınmış elmasları arasında yeri nedir?

Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden “kaşıkçı elması” denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, kanımca bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı’na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir. Son yıllarda yeni tartışılmaya başlanan ve doğru olması en muhtemel rivayet şöyledir: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan’ın Madaras Mihracesi’nden satın alıp Fransa’ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon’un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa’da bulunan Tepedelenli Ali Paşa’nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir.

Sultan 2′nci Mahmud zamanında, Tepedelenli Ali paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesi’ne gönderilir. Böylelikle, Napolyon’un annesinden satın alınan “Kaşıkçı Elması” hazineye girmiş olur.

Kaşıkçı elması’nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırır. Pırlantaların, elmasa ışık ve güzellik vermesi için sonradan, 2′nci Mahmud tarafından dizdirildiği sanılmaktadır.

Kaşıkçı elması 86 karattır ve dünya’nın tanınmış 22 elması arasındadır. Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan’da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi’ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası’nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya’da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.ç

AprpmTue, 03 Apr 2007 20:12:03 +000030 . 18 . 2007

Leonardo da Vinci’ nin ilk resmi

Kategori: sanat — kralsalih @ 23:10

İşte Leonardo da Vinci’ nin ilk resmi bu !:.

Leonardo’nun ilk resmi

AprpmMon, 02 Apr 2007 20:06:21 +000030 . 18 . 2007

Mona Lisa

Kategori: sanat — kralsalih @ 23:10

Mona Lisa, Louvre Müzesi Mona Lisa, (İtalyanca ve İspanyolca: La Gioconda; Fransızca: La Joconde), İtalyan Rönesans sanatçısı Leonardo da Vinci’nin eseridir. Tablodaki kadın, yüzündeki “gizemli gülümseme” ile sanat tarihinin bir parçası haline gelmiştir. Leonardo, “Mona Lisa” tablosu için çalışmalarına 1503 yılında başladı ve eseri tamamlaması üç - dört yıl sürdü. Eser şu anda Fransa’daki Paris - Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca tablonun güvenliği gelişmiş bir X-ışını sistemiyle sağlanmaktadır. Yüz ayrıntısı Modelin kimliği [değiştir]“Mona Lisa” tablosunda betimlenmiş olan kişinin kimliği kesinlikle belirlenememiş olmasına karşın; sanat tarihçileri, modelin kimliği ile ilgili pekçok fikir yürütmüş ve iddialarda bulunmuşlardır. Leonardo hakkındaki ilk biyografiyi yazan Vasari, dönemin önemli kişilerinden biri olan Francesco del Giocondo’nun eşi Mona Lisa’nın tabloda resmedilen kişi olduğunu düşünmüştür. Bu kişinin kimliği ile ilgili sayısız iddiadan sadece biridir. İşte bu nedenle “Mona Lisa”, aynı zamanda “Jocondo” olarak da anılır. Bell Laboratuvarları’ndan, Dr. Lillian Schwartz Mona Lisa’nın, Leonardo’nun kendi-portresi olduğu fikrini ortaya atmıştır. Bunu savı ortaya atarken dayandığı kanıtlar, sayısal analizler yardımı ile elde edilen, Leonardo’nun ve tablodaki modelin yüz özelliklerinin aynı olduğununa dair sonuçlardır.Ayrıca bazı iddialar da Mona Lisa’nın Leonardo Da Vinci’nin yanında çalışan bir kişi olduğu yönündedir. Doğruluğu kanıtlanmasa da bu yönde iddialar çoğalmaktadır.

Keops Piramidi

Kategori: Tarih — kralsalih @ 23:10

Keops Piramidi Gize’de antik Memfis mezar kentinde bulunan üç piramitten biridir. Bugün Mısır’ın başkenti Kahire’nin bir parçasıdır. Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eserdir.

Binlerce yıl boyunca Keops Piramidi’nin bir mezar olduğuna inanılmıştır. Keops Piramidi’nin 30 yılda yapıldığı düşünülmektedir. Önce bir kent yapılmış taş bloklar taşınmış ve yığılmıştır. Yüzeyin düzleştirilmesi için uzun zaman çalışıldığı sanılıyor. Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değil çeşitli kuramlar üretilmektedir. Bir kuram’Kalın yazı’Kalın yazıa göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu.Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Diğer bir kurama göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu.Tarihçi Herodot‘a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür.

İlk yapıldığında 145,75 metre olduğu düşünülen Keops piramidinin bu güne kadar 10 metresini kaybettiği düşünülmektedir. 43 yüzyıl boyunca dünyanın en yüksek yapısı olarak kalmış ancak 19. yüzyılda geçilebilmiştir. Eğimi 54 derece 54 dakikadır. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.

Piramidin her biri birkaç ton ağırlığında olan iki milyon taş bloktan yapıldığı sanılmaktadır.

Eski Mısırlıların neslinden gelen bir azınlık olan Kıptilerin inancına göre, bu piramit Tannların Çağına ait bilgilerin bir birleşimidir.

Büyük piramidin gizli bilgiler barındırması, ilk olarak Napolyon ordularının Mısır’ı işgali sırasında Fransız mühendislerinin çalışmalarıyla ciddiye alınmıştır. Bu mühendisler piramiti bir triangülasyon noktası olarak kullanmaya kalktıklarında, dört kenarının dört ana yöne dönük olduğunu ve boylam dairesinin de tam piramitin doruğundan geçtiğini fark etmişlerdir. Doruktan geçen diagonal çizgiler kuzeye doğru uzatıldığında Nil Deltası’nı iki eşit parçaya bölmektedir. Taban köşegenlerinin kesiştiği noktadan kuzeye uzatılacak bir doğru, kuzey kutbunun yalnızca dört mil uzağından geçmektedir (ki piramidin yapımından bu yana geçen uzun süre içinde kutup noktasının yer değiştirmiş olması da mümkündür)

Bugünün uzunluk ölçüsü olan metrik sistemin birimi metredir. Yani kutuptan ekvatora kadarki meridyen uzunluğunun on milyonda biridir. Bu ölçü Fransızlar tarafından, Mısır işgalinden kısa süre önce ortaya çıkarılmıştır. Piramidin ölçüsü olarak kullanılan kübit ise, eski Mısırlıların kullandığı ölçüdür ve Fransızlann biriminden binlerce yıl önce bulunmuş bir birimdir. Bir kübit’in uzunluğu bir metreye çok yakın olmakla birlikte, metreden daha dakik bir birimdir. Çünkü bu ölçü herhangi bir meridyen çevresine değil, kutup ekseninin uzunluğuna göre hesaplanmıştır. Meridyen uzunlukları, dünya çevresine göre değişebilmektedir.

Büyük Piramid’in Mısır kübit’ine göre alınmış bazı ölçüleri, yerküre hakkında, dünyanın güneş sistemindeki yeri hakkında, sonradan, unutulup modern çağda yeniden keşfedilmiş bir hayli bilginin var olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler ancak matematik olarak ifade edilebilmektedir. Piramidin çevresi, bir yıl içindeki gün sayısını (365.24) göstermektedir. Bu çevrenin iki katı, Ekvator’da bir boylam derecesinin bir dakikasına eşittir. Eğik kenar üzerinden, tabandan doruğa ‘kadar olan uzunluk. bir paralel derecesinin altıyüzde biridir. Çevreyi yüksekliğin iki katına böldüğümüz zaman, (pi) sayısı olan 3.1416′yı bulmaktayız (Bu rakam, eski Yunanlılann bulduğu pi sayısından, yani 3.1428′den çok daha gerçektir)

Piramidin ağırlığı 10 üzeri 15‘le çarpıldığında, dünyanın yaklaşık ağırlığını vermektedir. Dünyanın kutup ekseni, doğrultusunu günden güne değiştirmekte ve böylelikle her 2,200 yılda güneşin arkasına yeni bir burcun gelmesine olanak vermektedir. ilk durumuna ancak 25.827 yıl sonra varmaktadır. Bu sayı da, 25.826.6 olarak piramidde ortaya çıkmaktadır. Bu sayıyı veren, taban köşegenlerinin toplamıdır. Büyük piramidin içinde Firavun odasının boyutlan, iki temel Pisagor üçgeninin eşidir: 2.5:3. ve 3.4.5. Oysa piramit, Pisagor’dan binlerce yıl önce yapılmıştır. Bu verilen ölçülerin, piramidin ölçü rastlantılarından yalnızca küçük bir kısmıdır.

Kapadokya

Kategori: eğitim — kralsalih @ 23:10

Kapadokya, (Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır.

İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler‘in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hırıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.

Kapadokya’daki taş formasyonlarının Türkçe’de niçin “Peri bacaları” diye adlandırılmış olduklarını gösteren bir manzara.

Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacaları’nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu‘nun da önemli kavşaklarından biridir.

MÖ XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu‘nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar MÖ VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına geliyor. MÖ 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur. MÖ III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar. MÖ I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir. MS 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma’nın bir eyaleti olur.

MS III. yy’da Kapadokya’ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur. 303-308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar. Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.

IV. yy, daha sonra “Kapadokya’nın Babaları” olarak adlandırılan insanların, dönemi olur. Fakat bölgenin önemi, III. Leon’un ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaşır. Bu durum karşısında, ikon yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya başlar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürer (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da, ikondan yana olanlar burada rahatlıkla ibadetlerini sürdürdüler. Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişir.

Yine bu dönemlerde, Anadolu‘nun Ermenistan‘dan Kapadokya’ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başlar. Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep olur. XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçer. Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya’yı terkettiler.

Topkapı Sarayı

Kategori: Tarih — kralsalih @ 23:10

Sarayın denizden görünümü

Sarayın denizden görünümü

İstanbul’daki ilk Osmanlı Sarayı’nın temeli Fatih Sultan Mehmet tarafından, Bayezit semtinde atılmıştır. 1454-1458 yılları arasında ahşap olarak yapılan Eski Saray’ın haremlik ve selamlık bölümleri mevcuttu. Yeni Saray (Topkapı Sarayı)’ın yapımına 1466 yılında başlanmış ve 1478‘de bitirilmiştir. Topkapı Sarayı’nın diğer Avrupa saraylarından ayrılan önemli bir özelliği, tek bir binada olmayıp, çeşitli köşk ve dairelerden ayrı ayrı yapılar halinde inşa edilmesidir.

İlk olarak yapılan Çinili Köşk-Saray’dır (1472). İki katlı olan bina Orta Asya mimarisi karakterindedir. Binanın içi ve dışı çok kıymetli çinilerle bezenmiştir. Çinili Köşk’ten sonra Kubbealtı, Arz Odası, Has Oda, Hazine, Kiler, Seferliler gibi bölümlerle mutfaklar, hasta odası, hamam, Ağalar Camii, ahır vb. binalar ilave edilmiştir. Son olarak saray surları ile Sultanahmet yönündeki asıl kapının (Bab-ı Hümayun) yapımı ile Topkapı Sarayı’nın inşası tamamlanmıştır.

Sarayın harem bölümü Sultan III. Murat döneminde yapılmıştır (1574-1595). İnşaat tamamlandıktan sonra Bayezit’da ikamet eden Harem halkı buraya taşınmıştır. Saraya zamanla Enderun Mektebi, Hekimbaşı Odası, Enderun Eczanesi, Sarayburnu‘ndaki köşklerle, camiler kütüphane ve ahırlar ilave edilmiştir. IV. Murat (1623-1640) zamanında Revan ve Bağdat Köşkleri, Sultan İbrahim (1640-164 8) devrinde Sünnet Odası, İtfaiye Köşkü ve sonraları Mustafa Paşa Köşkü, Hırka-i Şerif Dairesi, Kütüphane, Alay Köşkü, Mecidiye Köşkü gibi yapılar inşa edilmiştir.

Topkapı Sarayı'nın Haliç'ten görünümü

Topkapı Sarayı’nın Haliç‘ten görünümü

Topkapı Sarayı 700.000 m2‘lik bir alanı kaplamaktaydı. Burada 10 cami, 3 namazgâh, 8 koğuş binası, 14 hamam, 2 hastane, 2 eczane, 5 okul, 12 kütüphane, 7 hazine dairesi, 6 kule, 22 çeşme, 11 kuyu, 2 sarnıç, 6 havuz, 2 su terazisi, 1 asma bahçe, 20 kubbeli mutfak, 348 oda ve salon ile Sarayburnu’nda yazlık köşkler bulunmaktaydı. [1]

Topkapı Sarayı, Bakanlar Kurulu karıyla 3 Nisan 1924 tarihinde müzeye çevrilerek, aynı yılın 9 Ekim‘inde ziyaretçilere açılmıştır. Sürekli ve geçici 20 sergi salonu, 86.000 parça eski eseri ile dünyanın en büyük ve en zengin saray-müzelerindendir.